SUSACAK MISINIZ?

3/10/2009 -Kategori: SIYASET

Bazen tek bir olay, bütün bir ülkeyi anlatır.

Şu Ceylan’ın korkunç hikâyesine bakın, Türkiye’yi göreceksiniz.

Bu ülke, bir roketle bir kız çocuğunun paramparça edilebildiği bir ülke.

Bir sosyal demokrat, bir siyasetçi, bir insan olan Deniz Baykal, “Kürt açılımının içi boş, doldursunlar konuşalım” diyordu.

Ceylan’ı vuran roket o “açılımın” içini dolduramıyorsa hiçbir şey dolduramaz.

Açılım denilen şey bu işte Deniz Bey.

“Anne, bana makarna pişirsene” dedikten sonra evinden çıkan kızın bir roketle parçalanmaması.

Bu kadar basit işte.

O kızın ölmemesi açılım.

Buna karşı mısınız?

Bunun içini boş mu buluyorsunuz?

Aslında bu soruları Baykal’la Bahçeli’ye Başbakan Erdoğan’ın sorması gerekiyordu.

Onun cesareti yetmediği için sormak bize düşüyor.

Başbakan, o roketin bir askerî birlikten atıldığının ortaya çıkmasından çekindiği için olacak ağzını bile açmıyor.

Gazze’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkmak kolay.

Türkiye’de ölen çocuklara Türkiye’den sahip çıkın siz.

Nedir bu sessizliğiniz?

Kürsü kürsü dolaşıp bağıran Erdoğanlara, Baykallara, Bahçelilere ne oldu?

Zor değil mi bir çocuğu askerler vurunca konuşmak?

“Dağa çıkarım” diye bağırıyordu Bahçeli, o kadar yüreği varsa dağa çıkmasına gerek yok, siyasetçiliğini yaptığı ülkede vurulan çocuğun hesabını sorabilsin yeter.

Bağırmak ne kolay Devlet Bey, bağırmak ne kolay.

Bak senin memleketinin bir köşesinde bir çocuğu vurdular.

Sesini çıkarmak bir yana yüzünü bile gösteremiyorsun.

Bir çocuğa bile sahip çıkamıyorsun, dağa çıkıp ne yapacaksın?

Susuyorlar.

Ceylanın vurulması bize Türkiye’deki siyaseti, siyasetçileri gösteriyor işte.

Susan sadece onlar mı?

Neredeyse bütün Türkiye susuyor.

Şu medyaya bakın.

Bu nasıl bir bıçak kesmez sessizlik Allahım.

Bir gazete neye yarar vurulan bir çocuğun hesabını soramazsa?

Onca kâğıda, mürekkebe, emeğe yazık.

Bir kız çocuğunun bir roketle vurulup parçalandığı, devletin ortadan yok olduğu, savcının köye gitmediği, doktorun karakol bahçesinde otopsi yaptığı bir ülkede yaşıyorsunuz.

Bunlardan hiç mi biri size tuhaf gelmiyor?

Hiç mi birinde haber değeri bulmuyorsunuz?

Bu medya iki grupmuş da, birisi muhalifmiş de, öbürü başbakanı tutarmış da, muhalif olan demokrasi mücahidiymiş de...

Bunlar iki grup falan değil.

Bunlar tek grup.

Öyle ortak bir sessizlikleri var ki...

Hele o muhalif geçinenler...

Ne oldu muhalefetinize?

Bu hükümetin iktidarında bir çocuk vuruldu, niye hükümete hesap sormuyorsunuz, niye muhalefet yapmıyorsunuz?

Hükümet “iyi bir şey” yaptığında muhalefet etmek için yerlerde yuvarlanıyorsunuz, muhalefet edecekseniz hükümetin bu “sessizliğine” muhalefet etsenize.

Olmuyor değil mi?

Roketi atan asker olunca sizin o muhalif dilleriniz tutuluveriyor.

Ceylan’ın annesi, “kızımın parçalarını etekliğimde taşıdım” diyor.

Hiç mi içiniz acımıyor sizin?

Hiç mi vicdanınız yok?

Bu sessizlikten hiç mi utanmazsınız?

Yarın bir gün çocuğunuz çıkıp gelse de, “bir küçük çocuğu vurmuşlar, sen neden yazmadın” dese, ne diyeceksiniz?

Çocuğunuzdan da mı utanmıyorsunuz?

Hadi vicdanınızdan, utanmanızdan vazgeçtik, gazetecilik merakınız da mı yok?

Üç askerî karakolun ortasındaki bir köyde bir küçük kız nasıl bir mermiyle parçalandı, merak etmiyor musunuz?

Her konuda birbirinizden farklıyken bir küçük kız vurulduğunda ortaklaşa sesiz kalmayı size kim öğretti?

“Anne bana makarna pişirsene” dedikten sonra bir kız paramparça oldu.

İstediğiniz kadar susun.

O ölü kızın çığlığı sizin sessizliğinizden büyük.

Siz sustukça o bağıracak.

Siz sustukça o bağıracak.

Ta ki siz de bağırana kadar.

Ahmet Altan

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

BABA BENİ TARİKATA GÖNDER!!!

20/4/2009 -Kategori: SIYASET

Şeri Yaşamı Destekleme Derneği (ŞYDD) genel başkanı Fethullah Gülen dün yaptığı basın toplantısı ile ‘Baba Beni Tarikata Gönder’ kampanyasını başlattıklarını açıkladı.Kampanyanın amacının  ülkemizin İzmir ,Muğla,Aydın gibi kıyı ve ücra bölgelerinde yaşayan ilerici aydın kesimin çocuklarına tarikat eğitimini ulaştırmak olduğunu açıklayan Fethullah Gülen şunları söyledi:

-Bu ücra kıyı bölgelerde yaşayan vatandaşları anlayamıyorum.Çocuklarını tarikat  okullarımıza göndermek yerine kaçak çağdaş eğitim veren kurslara gönderiyorlar,tarikat eğitimine karşı direniyorlar.

Sonra duygularına hakim olamıyarak:

     -     Tamam,eğitim öğretim dönemi sonrasında mesala yaz tatillerinde denetimizdeki çağdaş laik eğitim veren kurslara yine gönderebilirsiniz derken hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Bir gazetecinin :

-Efendim biliyorsunuz bir yoksulluk hastalığı olan cüzzam ülkemizde oldukça yaygın hale gelmiş durumda.Geçmişte tıp mekteplerimizde bu hastalıkla mücadele eden bölümler vardı.Şimdi bu bölümler kapalı.Sizin bu soruna çözümünüz nedir? sualine  ise şöyle cevap buyurdu:

-Hıçk ehö!..Evet geçmişte böyle birimler vardı.Bu birimlerin başındaki şahıslar çağdaş eğitim, modern bilim diye tutturmuşlardı.Şeri Eğitim Vakfımızın (ŞEV) başkanı Adnan kardeşimiz Harun Yahya mahlası ile bunlarla vaktiyle çok mücadele etmiştir.Allah’a şükürler olsun ki şimdi Tıp Mekteplerimizde dahi Şeri eğitim verilmektedir.Cüzzam sorununa gelince sizinde belirttiğiniz gibi cüzzam bir yoksulluk hastalığı,Allah kimseyi yoksullukla imtihan etmesin.O Allah’ın bileceği bir iş, ilmi O’nun katındadır.Biz yoksullarımıza sadakalarımızı esirgemiyoruz.Yine dualarımız onlar için, hastalarımızı biz tarikat evlerimizde okuyup üflüyoruz.Biliyorsunuz Hz. İsa peygamber de cüzzamlıları dua ile iyi ediyordu.İnancınızı yitirmeyiniz, münafıklara kulak asmayınız.Toplantımız burada bitiyor, ezan saatine kadar toplantı yapacağımızı daha önce açıklamıştık.Allah’a  ısmarladık…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

BASKI HİKAYELERİ MÜNFERİT DEĞİL

22/12/2008

Yazan Umay Aktaş Salman    Pazar, 21 Aralık 2008

‘Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ araştırmasını yapanlardan Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Binnaz Toprak, beklemedikleri bir tabloyla karşılaştıklarını belirterek, “Münferit olaylarla karşılarız diyorduk.

Nereye gidersek gidelim baskı hikâyeleri o kadar çok tekkarlandı ki. Cumhuriyet bunca yıl sonra eşit vatandaşlık ilkesini gerçekleştirememiş” dedi. Toprak, AKP’nin araştırmayı dikkate alması gerektiğini de vurguluyor.
Boğaziçi Üniversitesi ve Açık Toplum Enstitüsü’nün desteğiyle Prof. Dr. Toprak, gazeteciler İrfan Bozan, Nedim Şener ve Tan Morgül’ün yaptığı ‘Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ araştırması 12 ilde ve İstanbul’un Sultanbeyli, Bağcılar semtlerinde 401 kişiyle derinlemesine yapılan mülakatlar yapılarak gerçekleştirildi.
Araştırma, yaşam tercihlerinden kaynaklı toplumsal baskıyı, kamusal alanda oruç ve namaz baskısını, Alevilerin ve Hıristiyanların karşılaştığı ayrımcılığı, kadrolaşmayı, Fethullah Gülen cemaatinin eğitimdeki etkisini çarpıcı örneklerle gözler önüne serdi.
Toprak, araştırma sırasında yaşadıklarını şöyle anlattı:
‘Kimi kime şikâyet edeceksin’: Konuşmak istemeyen ve konuştuklarının yazılmasını istemeyen iki kişiye rastladık. Konuşmak istemeyen biri üniversitede doçentti. Çok tereddütlüydü. “Lütfen beni bir daha aramayın” diye mesaj attı. Bir memur hanım vardı. Laik kimliğinden dolayı çalıştığı kurumda, müdüründen baskı gördüğünü anlattı. Sonra telaşa kapıldı.

‘Konuşmamı silin’

“Geceleri uyuyamıyorum, konuşmalarımı silin” dedi. Bu iki örnek ne kadar büyük baskı olduğunu anlatıyor. Baskı görenlere “Yaşadıklarınızı şikâyet etmiyor musunuz” diye sorduk. “Kimi kime şikâyet edeceğiz” dedi çoğu. Öğretmenler müdürlerle aynı çevrede şikâyet ettiklerinde başlarına iş geldiğini anlattı.
Baskı her yerdeydi: Başlarken “Mahalle baskısı” var mı, yok mu dedik. Bu tür bir tabloyla karşılaşacağımızı hiç düşünmüyordum. Münferit olaylarla karşılarız, diyorduk. Nereye gidersek gidelim baskı hikâyeleri o kadar çok tekrarlandı ki, bunu ciddiye almak lazım diye düşündük. Bu kentlerin çoğundan moralimiz bozuk döndük.

Değişim vitrinde

Mesela Konya’ya, Kayseri’ye gidiyorsun; beş yıldızlı oteller, geniş bulvarlar, alışveriş merkezleri yepyeni binalar... İnsan, “Türkiye değişiyor, dönüşüyor” diyor. Sonra bir konuşmaya başlıyorsunuz, modernite günlük yaşama yansımamış. Bu şarıtıcı bir şeydi.
Eşit vatandaşlık ilkesi hayata geçmemiş: En çok şaşırdığım, öğretmenlere ilişkin örneklerdi. Öğretmenler bu cesareti nereden bulup da “Aleviler şöyledir böyledir, Hıristiyanlar dangalaktır, enayidir” diye sınıfta bahseder. Dehşet vericiydi. Üniversite öğrencileriyle konuşunca da üzüldük. O kadar kıstırılmış şekilde yaşıyorlar ki. “Şuradan mezun olalalım da kurtulalım” diyor bir kısmı, bir kısmı yeniden sınava hazırlanıyor İstanbul’a Ankara’ya gidebilmek için. Bir öğrenci “Trabzonlu arkadaşlar bile mezun olunca Trabzon’da kalmak istemiyor. Trabzon Trabzonluyu bile kaybediyor” demişti. Kulağı küpelidir diye dayak yiyenler, laf atılanlar, ramazanda oruç tutmayanlara baskı, cuma namazına gitme zorunluluğu... Cumhuriyet bunca yıl sonra eşit vatandaşlık ilkesini gerçekleştirememiş. 2009’da Avrupa’ya aday ülkede böyle bir tablo... İnsan ağlamaklı oluyor.
İçki yasağı AKP ile bağlantılı: İçki yasağı AKP ile kesinkes bağlantılı. Çünkü AKP belediyeleri yapıyor. AKP türban meselesinde, ‘Kimseye karışmıyoruz’ diyor ama Anadolu’da birçok içki içen, mustarip durumda. Tuhaf bir ikiyüzlülük de oluşmuş. Anadolu’da da yaşadım. Eskiden Ramazanda bir şey yemek içmek istediğinizde izin isterdiniz. “Biz bunu Allah için yapıyoruz. Bizi ırgalamaz” derlerdi. Şimdi dayak atılıyor. İnsanlar oruçlu değilse bile numara yapıyor. Cumaya gitmese bile kepengini kapatıp içerde oturuyor. İçkiyi köprünün öbür tarafında içiyor.
Raporu AKP dikkate almalı: Baskıların çoğunun AKP ile ilgilisi yok. Romanlara, Alevilere, kadınlara karşı baskılar... Kadınlar muhafazakârlıktan yüzyıllar boyunca nasibini alan bir kesim. Bunları AKP ile ilişkilendirmek doğru değil. Ancak bağlı olan şeyler de var. Kadrolaşma mesela. Kadrolaşma AKP’ye bağlı derken, merkezden komuta ediliyor demek istemiyorum. Yani kadrolarda “Bizimkiler iktidarda” diye merkezin hiç haberi olmadan neler  yapıyor olabilirler. O açıdan bu rapor önemli. AKP’ye de sorunlu alanlar hakkında bilgi veriyor ve parti yönetimi umarım burada yazılanları dikkate alır.

» Radikal

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

İKİ EVLADINI YİTİRMİŞ BİR ANNENİN HAZİN ÖYKÜSÜ

25/9/2008

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

MATEMATİK DERSİ Mİ FIRÇA SAATİ Mİ?

18/9/2008 -Kategori: SIYASET

 Yatılıya başladığım ilk yıl 6.sınıfta matematik hocamız Mine hoca nedenli iyi bir  matematik hocası idiyse sonraki yıllarda dersimize gelen müdür yardımcısı Mustafa hoca o denli kötü bir matematik hocası idi... Mine hoca devam etseydi derslerimize daha farklı olurdu sanırım... Matematik bilmeden mezun olduk Mustafa hocanın sayesinde.

Mustafa hoca bir ders boyunca banyoda kırılmış bir küvetten bahsettiği oldu.(Yatakhaneden sorumlu müdür yardımcısı ya) Yine bir derste tuvalet girişinde asılı pirinç tabelanın neden kaybolduğunu sorup durdu.Vay efendim bizim ne işimize yaracakmış o levha,kim almış ,ne yapacakmış?Biz  ne işe yaramaz ,adam olmaz, haylaz insanlarmışız.Saydıkça sayıyor,nesihat veriyor güya.Dersse böylelikle boş geçiyor,heba oluyor.

Sonra dersin sonlarına  doğru arka köşede pencere yanında oturan Hasan elini kaldırdı ‘Hocam’ dedi ‘ben o tabelayı tuvalet kapısının önündeki çöp bidonunun içinde gördüm’

Meğer tabelanın vidaları gevşeyip kapının önündeki çöp bidonunun içine düşmüş.

Mustafa hoca :Git getir bakalım.

Hasan kalktı gitti çöp bidonunun içindeki tabelayı aldı geldi.

Mustafa hoca tabelayı aldı sınıfa döndü:

-Şu ana kadar söylediğim sözlerimi geri alıyorum dedi ve tam o esnada zil çaldı,ders bitti!

Bana öyle geliyor ki Hasan dersin sonuna kadar tabelanın yerini söylemedi,dersin bitmesini bekledi.Bence buna gerek yoktu;Mustafa hoca dersi boş geçirmek için başka bir şey bulurdu elbet.

Bir elinde matematik kitabı,sürekli kitaba baka baka bir problemi tahtaya yazar çözmemizi isterdi.Bu basit problemi 5. sınıftaki çocuklar bile çözermiş,biz nasıl olurda çözemezmişiz.E anlatta öğrenelim o zaman değil mi?Yok .Söylerde söyler.‘Şimdi şurdan bir 5. sınıf çağırsam...’ Ders bir soruyla geçecek.Anlat öğretmen sensin, bizse öğrenci ...

Yine bir üst sınıfta tahtaya kitaptan bir soru yazmış:‘şimdi şurdan bir 5. sınıf  öğrencisi çağırsam bu problemi çözerdi’ demeye başlamış Mustafa hoca.Tam o sırada  Mehmet Ali kalmış kapıya doğru yönelmiş .

Mustafa hoca: ‘nereye böyle?’ demiş

 Mehmet Ali:5A’ya gidiyorum’ demiş

‘Hayırdır’ demiş hoca

‘5. sınıftan bir öğrenci getireyim şu problemi çözsün de sizde kurtulun bizde’

Hoca :‘Otur yerine’ demiş.

Mustafa hoca kalp krizinden vefat etmiş. Stres hayatında fazlasıyla vardı anlaşılan.Allah rahmet eylesin

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
« Önceki -

Düş İnce

Kişisel anı-yorum blog sayfası

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro